Sine Aras Akten
Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Sine Aras Akten, Health/Beauty, Queens, NY.
09/03/2026
BREMEN — ŞANSIN AŞINAN YERİ
Bremen, Weser Nehri’nin kıyısında, denize açılarak büyümüş eski bir Hansa şehri. Bir yanında yüzyılların taşları, Roland ve görkemli belediye binası; öte yanında liman, gemiler, bira ve kuzeyin hiç karar veremeyen gökyüzü.
Ama şehrin en güzel hikâyesi dört “işe yaramaz”dan geliyo; eşek, köpek, kedi ve horoz.
Bremen Mızıkacıları.
Heykelde eşeğin ön ayakları parlıyor. Çünkü insanlar yıllardır iki ayağını birden tutup dilek diliyor; tek ayağı tutarsan, Bremenlilerin şakasına göre, “bir eşek başka bir eşeğin elini sıkmış” oluyorsun. :)
İnsanlık zaten hep böyle değil mi?
Taşa dokunuyor, ağaca bez bağlıyor, para atıyor, heykel okşuyor.
Çünkü belirsizlik karşısında küçücük ritüeller yaratmayı seviyoruz.
Dokunmak dileğimizi gerçekleştirmez belki; ama dileğimizi bir anlığına gerçekmiş gibi bedenimize hissettirir.
Ben yine de iki ayağı da tuttum. Bizimkilere de tutturttum :)..
Çünkü bilim olasılıkları hesaplar.
İnsan ise bazen hesabın içine biraz masal katmak ister.
Bremen’den bana kalan da bu oldu..
Yola birlikte çıkanların kaderi değişebilir.
Sine Aras Akten
Musikfest Bremen | Konzerte & Festival
09/03/2026
ATEŞİN İÇİNDEN KENDİNE ÇIKAN KADIN
Füreya Koral’a bakınca seramik görmüyorum yalnızca.
Bir insanın, kendisine biçilen hayatın içinden başka bir hayat kazıp çıkarmasını görüyorum.
1910’da, Osmanlı’nın son nefeslerini verdiği bir İstanbul’a doğuyor. Füreya Koral Cumhuriyet büyürken o da büyüyor. İyi aileler, iyi evler, evlilikler, sofralar, insanların birbirinden ne beklediğinin önceden bilindiği o kusursuz görünen düzen…
Sonra beden araya giriyor.
Verem oluyor.
Bazen beden, insanın söyleyemediğini söyler. Hastalık insanı hayattan uzaklaştırırken tuhaf biçimde kendisine yaklaştırabilir. Füreya’nın seramikle karşılaşması da böyle bir zamanda oluyor. Uzun tedavi günlerinde elleri toprağa değiyor.
Ve sanırım hikâyenin en güzel yeri burası:
Toprak onu iyileştirmiyor belki; ama ona kim olduğunu hatırlatıyor.
Çünkü kil biyolojik olarak da tuhaf bir malzeme. Su verince yumuşuyor. Elinin basıncını kaydediyor. Sonra ateşe giriyor ve geri dönüşsüz biçimde değişiyor.
İnsan da biraz böyle.
Bazı hayatlar biçim verilerek kuruluyor.
Bazılarıysa yanarak.
Füreya ikincilerden.
Türkiye’nin ilk profesyonel kadın seramik sanatçılarından biri oluyor; ama bundan daha önemli bulduğum başka bir şey var: Seramiği vitrinden çıkarıp hayatın duvarına taşıyor. Evlerin, otellerin, fabrikaların, kamusal yapıların yüzeylerine…
Çünkü sanatın yalnızca seyredilecek bir nesne değil, insanla birlikte yaşayacak bir şey olduğuna inanıyor.
Belki bu yüzden Füreya’nın eserlerinde bana hep bir ev meselesi varmış gibi gelir.
İnsan nereye aittir?
Doğduğu eve mi?
Evlendiği eve mi?
Ülkesine mi?
Bir başkasının ona hazırladığı hayata mı?
Yoksa kendi elleriyle yaptığı yere mi?
Füreya’nın cevabı sanki kilden geliyor:
Ev, sana verilen yer değildir.
Kendinden bir parça bırakarak dönüştürdüğün yerdir.
Ve belki bu nedenle Füreya Koral’ın hikâyesini bir sanatçı biyografisinden çok, bir organizmanın hayatta kalma biçimi olarak okuyorum.
Hücre ağır koşullarda biçimini değiştirir.
İnsan da.
Bazen buna adaptasyon deriz.
Bazen sanat.
Bazen de özgürlük.
Füreya toprağı ateşe verdi.
Ateş toprağı sertleştirdi.
Ama asıl mesele ..
O ateşten çıkan yalnızca seramik değildi.
Füreya da çıktı.
Rahmetle..
09/01/2026
Jordaan, Amsterdam.
Biraz Eğri, Biraz Özgür
Amsterdam’ın Jordaan mahallesinde ilk dikkatimi çeken şey güzelliği değil, düzgün olmaması oldu.
17. yüzyılda işçilerin, zanaatkârların ve göçmenlerin yaşadığı Jordaan, bugün Amsterdam’ın en sevilen mahallelerinden biri. Dar evler birbirine yaslanmış gibi; pencereler aynı hizaya gelmiyor, bisikletler köprü korkuluklarına gelişigüzel bağlanmış, çiçekler olmaları gereken sınırları çoktan aşmış.
Ve kimse bütün bunları düzeltmeye çalışmıyor.
Belki Amsterdam’ın sırrı biraz da burada. İnsan yaş aldıkça hayatı fazla düzenlemeye çalışıyor: çocukları, ilişkileri, geleceği, hatta kendini…
Jordaan ise başka bir şey söylüyor:
Her şeyin kusursuz olması gerekmiyor.
Biraz eğri, biraz dağınık, biraz kendi halinde…
Yeter ki hayat hâlâ içinden geçiyor olsun.
Jordaan, Amsterdam.
Kusursuz değil. O yüzden güzel.
Sine Aras Akten
Amsterdam 🇳🇱 Travel | Hotels | Food | Tips
08/31/2026
Visit Bruges
Brugge, zamanı durdurmamış; sadece biraz yavaşlatmış bir şehir.
Taş sokaklar, kanallar, köprüler ve yüzyıllardır aynı yere düşen çan sesleri… Orta Çağ’dan kalma bir dekor gibi görünse de, aslında hâlâ yaşayan bir yer burası. Bir zamanlar Avrupa’nın en zengin ticaret merkezlerinden biriyken bugün sessizliğiyle hatırlatıyor kendini.
Bazı şehirler büyüklükleriyle etkiler insanı.
Brugge ise küçülerek.
Bir köprüde durup suya baktığında anlıyorsun:
Tarih bazen müzelerde değil, hâlâ akan suyun içinde saklanıyor.
Sine Aras Akten
08/31/2026
❤️
Sine Aras Akten
08/30/2026
BAZI ZAFERLER ÇERÇEVEYE SIĞMAZ
Bazı zaferler vardır; duvara asılır, yılda bir gün hatırlanır, törenlerde birkaç cümleye sığdırılır. Bazılarıysa çerçeveyi taşırır.
30 Ağustos biraz böyledir.
Çünkü zafer yalnızca bir ordunun başka bir orduyu yenmesi değildir. Bazen bir halkın korkuya rağmen ayağa kalkması, kendi kaderi üzerinde yeniden söz sahibi olmasıdır. İnsan bedeninde nasıl hayatta kalma refleksi en kritik anda bütün sistemi harekete geçirirse, toplumların da böyle anları vardır: artık geri çekilemeyecekleri bir eşik.
Kocatepe’de kayalara yaslanmış o adamın görüntüsünde belki de bu yüzden yalnızca bir başkomutan görmeyiz. Bir ülkenin henüz kurulmamış geleceğine bakışını görürüz. O ufukta yalnızca savaş meydanı değil; okul, hukuk, bilim, kadınların kamusal hayata çıkışı, çocukların başka bir ülkede büyüme ihtimali vardır.
Zaferin asıl ağırlığı da burada başlar zaten.
Çünkü kazanılan toprak korunabilir; ama kazanılmış bir fikri korumak daha zordur. Cumhuriyet, hukuk, özgürlük, eşit yurttaşlık… Bunların hiçbiri bir kez kazanılıp sonsuza kadar duvara asılan madalyalar değildir. Her kuşak onları yeniden taşımak zorundadır.
O nedenle bazı zaferlerin etrafına kalın ahşap çerçeveler koyabiliriz.
Ama anlamlarını sınırlayamayız.
Çünkü 30 Ağustos yalnızca geçmişte kazanılmış bir savaşın tarihi değil, bir toplumun kendisine söylediği çok daha büyük bir cümledir!
Dedemin ölüm yıldönümü de denk gelmiş..
Adı gibi..
32 yaşında bir çok başarıları sıkıştırdığı kısa yaşamından bizlere ışık olan yüzünü annemin de bizlerinde görmediğim Kemal Dedem..
Bu ülkenin geleceği, bir insanınki gibi.. hiçbir çerçeveye sığmayacak kadar büyük!
Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Sine Aras Akten
08/29/2026
LÜKSEMBURG
Bir şehir bazen taşlarıyla değil, temposuyla hatırlanıyor. Lüksemburg’da hayat sanki vadilerin içine biraz daha yavaş akıyor; çatılar ıslak, gökyüzü gri, yeşil neredeyse her şeyi yutmuş.
Sonra çocuklar bir anda havalanıyor. Yüzyıllık kulelerin önünde birkaç dakikalık kahkaha, biraz korku, biraz özgürlük… Belki seyahat dediğimiz şey de bu: eski şehirlerin içinde kendi yeni hatıralarımızı kurmak.
Lüksemburg küçükmüş. Ama bazı küçük yerler insanın hafızasında beklenmedik kadar çok yer kaplıyor.
Sine Aras Akten
08/27/2026
Paris bizi gri göğüyle, güneşiyle, yağmuruyla karşıladı. Bir şehrin hafızası da insan beyni gibi çalışıyor aslında; her şeyi değil, bazı kokuları, sesleri, ışıkları seçip saklıyor. Seine’in rengi, ıslak taşların kokusu, metrodan çıkınca yüzüne vuran serinlik… Beyin bunları küçük işaretler halinde bir yere koyuyor.
Belki bu yüzden bazı şehirlerden gerçekten ayrılmıyoruz. Sadece beden başka bir yere gidiyor; hafıza orada kalıyor.
Au revoir, Paris.
Sinapslarda yerin hazır.
Geri geleceğim.
Sine Aras Akten
08/25/2026
MONT SAINT-MICHEL
Normandiya kıyısında, denizin ortasında yükselen Mont Saint-Michel; yalnızca güzel bir manzara değil, yaklaşık 1300 yıllık bir hafıza.
Hikâyesi 8. yüzyılda başlıyor. Rivayete göre Başmelek Mikail, Avranches piskoposu Aubert’e burada bir kutsal yapı inşa etmesini söylüyor. Zamanla tepenin üzerine manastır kuruluyor; Orta Çağ boyunca burası Avrupa’nın en önemli hac duraklarından ve dini merkezlerinden biri haline geliyor.
Adayı özel yapan yalnızca manastır da değil. Mont Saint-Michel Körfezi, Avrupa’nın en güçlü gelgitlerinden bazılarına sahip. Sular çekildiğinde ada karaya yaklaşırken, yükseldiğinde yeniden denizin ortasında yalnızlaşıyor. Yüzyıllar boyunca savunması zor, ulaşması güç, neredeyse masalsı bir kale gibi kalmasının nedeni de biraz bu.
Dar taş sokaklarda yürüyüp manastıra doğru yükselirken Romanesk ve Gotik mimari birbirine karışıyor. Tepedeki Abbaye du Mont-Saint-Michel, bugün UNESCO Dünya Mirası listesinde.
Kalabalığın arasından bir pencereye yaklaşıp körfeze baktığında ise tarih bilgisi bir anda önemsizleşiyor.
Çünkü bazı yerler insana geçmişi anlatmıyor sadece;
zamanın bizden çok daha büyük olduğunu hatırlatıyor.
Sine Aras Akten
Sine Aras Akten
08/24/2026
PARİS’TE BENİM KLASİK YERİM
Paris’e her gelişimde uğradığım yerlerden biri: Shakespeare and Company.
Seine’in kıyısında, Notre-Dame’ın karşısında; kapısından girince Paris’in bugünü biraz geride kalıyor.
1951’de George Whitman burayı Le Mistral adıyla açıyor. Sonra rafların arasından Allen Ginsberg, William Burroughs, Anaïs Nin, James Baldwin, Julio Cortázar geçiyor. Beat kuşağının rüzgârı da buraya değiyor. 1964’te dükkân, Sylvia Beach’in eski kitapçısının mirasını taşıyarak Shakespeare and Company adını alıyor.
Ama buranın hikâyesi yalnızca büyük yazarların isimlerinden ibaret değil. Yıllarca parası olmayan genç yazarlar rafların arasında uyuyor; karşılığında birkaç saat çalışıyor, kitap okuyor ve hayatlarından bir sayfa bırakıyorlar.
Belki ben de bu yüzden her Paris’e gelişimde buraya dönüyorum.
Bazı şehirlerde insanın klasik bir kafesi olur, bir sokağı, bir bankı…
Benim Paris’teki klasik yerim bir kitapçı.
Çünkü bazı yerlere yeniden gitmeyiz.
Kendimizin orada bıraktığımız haline geri döneriz.
Ben yine saatlerimi geçirdim..
Bu ve iki yavru kuşumla..
Sine Aras Akten
Click here to claim your Sponsored Listing.
Category
Website
Address
Queens, NY
11377
